Hatırlamak: Farkındalık Neyi İşaret Eder?/Bülent Oktay-Hakikatür
Hatırlamak: Farkındalık Neyi İşaret Eder?
Bizim kültürümüzde Zikir kavramı vardır. Zikrin temel anlamı hatırlamaktır. Bu hatırlamak sadece bir esma ya da mantra tekrarından ibaret değildir. Asıl soru şudur:
Neyi hatırlamak?
Bugün “farkındalık” dediğimiz kavramla ifade etmeye çalıştığımız durum tam olarak budur: Hatırlamak.
Bu konu tarih boyunca pek çok metaforla anlatılmaya çalışılmıştır. Okyanus-damla, rüya-uyanış, nefes, dalga… Ancak bizim kültürümüzde bu hakikati anlatan en güçlü örneklerden biri Hayal perdesidir.
Hayal Perdesi: Çokluk ve Birlik
Hayal perdesi dediğimiz şey, geleneksel Karagöz ve Hacivat gösterisidir.
Perde üzerinde pek çok figür görünür:
Karagöz, Hacivat, Beberuhi… İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, eşyalar, ay, güneş, evren…
Perde çokluğu, kesreti, dualiteyi yani “Varlık Âlemi” dediğimiz alanı temsil eder.
Perde üzerinde sayısız oyun oynanır. Fakat bütün figürleri oynatan, görünmeyen tek bir kuklacı vardır: Hayalî.
İşte mesele tam da burada başlar.
Perdede görünenler → Çokluk bilinci
Perdenin tamamı → Birlik bilinci
Perde gerisindeki kuklacı → Teklik bilinci
Yıllar boyunca Öz–yüz, Zât–sıfat, Küll–cüz gibi kavramlar bu metafor üzerinden anlatılmıştır.
Newton’dan Kuantum’a: YA–YA mı, HEM–HEM mi?
Günlük hayatı açıklayan klasik fizik yaklaşımı, yani Isaac Newton’un temsil ettiği anlayış, YA–YA mantığıyla çalışır.
Bir şey ya buradadır ya orada.
Bir kişi aynı anda iki yerde olamaz.
Fakat modern dönemde özellikle Kuantum Fiziği ile birlikte HEM–HEM mantığı gündeme gelmiştir.
Hem dalga hem parçacık.
Hem burada hem orada.
Bu yaklaşım, çokluk bilincinin ötesine işaret eder.
Fakat aslında tarih boyunca bu hakikat; okyanus-damla, uyku-rüya, nefes ve hayal perdesi metaforlarıyla zaten anlatılmaya çalışılmıştır.
Farkındalık: Kuklanın mı, Kuklacının mı Uyanışı?
Bugün sıkça konuşulan “uyanma”, “aydınlanma”, “farkındalık” kavramları çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır.
Çünkü genellikle şu sanılır:
Karagöz bir şey yapacak…
Bir çalışma yapacak…
Bir yere ulaşacak…
Bir farkındalık kazanacak…
Oysa mesele tam tersidir.
Perdedeki kuklanın bir şey yapması değildir konu.
Kuklacının kendini kukla zannetmekten vazgeçmesidir.
Hakikat üstatlarının “gir oyuna, çık oyundan” diye işaret ettiği durum budur.
Hint geleneğinde buna Maya denilmiştir.
Kuklacının oyuna kendini kaptırması ve oynattığı kuklayı kendisi sanması…
İşte unutmak budur.
Hatırlamak ise:
Kuklacının kukla olmadığını idrak etmesidir.
Kişisel Gelişim ile Uyanış Aynı Şey Değildir.
Burada önemli bir ayrım vardır.
Kuklanın yaptığı her şey:
Daha iyi olmak
Daha başarılı olmak
Daha bilinçli olmak
Daha huzurlu olmak
Bunların tamamı kişisel gelişimdir.
Elbette güzeldir, faydalıdır.
Fakat hakikat farkındalığı değildir.
Çünkü hâlâ perdededir.
Hâlâ kesrettedir.
Hâlâ oyunun içindedir.
Karagöz “uyandım” diyorsa,
Bu kez de “uyanma oyunu” oynanıyor olabilir.
Zihin “ulaştım” diyorsa,
Bu kez “ulaşma rüyası” deneyimleniyordur.
Gerçek Hatırlamak Nedir?
Gerçek hatırlamak;
Vardan yoka gitmek değildir.
Dıştan içe kaçmak değildir.
Yüzden Öze ulaşmak değildir.
Tam tersidir.
Öz’den yüze bakıştır.
Kuklanın çabası değil,
Kuklacının idrakidir.
Uyanma diye adlandırılan şey;
Bir kişilikten, bir egodan, bir zihin-bedenden ibaret olmadığının idrakidir.
Ve bu idraki gerçekleştiren kukla değildir.
Kuklacıdır.
Sonuç: Zikir, Farkındalık ve Hatırlama
Zikir hatırlamaktır.
Ama hatırlayan kim?
Perdedeki figür mü,
Yoksa perde gerisindeki mi?
Farkındalık;
Karagöz’ün daha iyi bir Karagöz olması değildir.
Kuklacının,
Kendisini Karagöz zannetmeyi bırakmasıdır.
İşte basitçe,
Uyanma budur.
Hakikatür Arası: Karagöz Aydınlanma Atölyesinde
Karagöz bir gün perde üzerinde bağırmaya başlar:
— “Arkadaşlar ben uyandım!”
Hacivat sorar:
— “Nasıl yani?”
— “Üç gündür farkındalık kampındayım. Artık kukla değilim!”
Tam o sırada ipleri hafifçe gerilir.
Karagöz devam eder:
— “Artık iplerimden özgürüm! Egomu bıraktım!”
İpler yine oynar.
— “Hatta artık iplerimi bile gözlemliyorum!”
Perde gerisinde Hayalî hafifçe gülümser.
Karagöz bu kez daha iddialıdır:
— “Ben artık kuklacıyım!”
Tam o anda Hayalî elini çeker.
Karagöz düşer.
Sessizlik.
Sonra bir ses:
— “Ben kimim?”
İşte orası tehlikeli bölge.
Çünkü “Ben kuklayım” demek rüya,
“Ben kuklacı oldum” demek başka bir rüya,
Ama ipleri oynatanı fark etmek…
İşte orası hatırlama.
Bülent OKTAY/HAKİKATÜR
Loading...