Skip to content
← Back to Blog
zihin-ve-farkindalik 5 min read ✍ Dilek Özler

SANAL BENLİĞİNDEN ÖZGÜRLEŞMEK İNSANA HANGİ YOLU AÇAR?/Dilek Özler

SANAL BENLİĞİNDEN ÖZGÜRLEŞMEK İNSANA HANGİ YOLU AÇAR?/Dilek Özler

SANAL BENLİĞİNDEN ÖZGÜRLEŞMEK İNSANA HANGİ YOLU AÇAR?

İnsanın kozmik benliğe, ölümsüzlüğe, sonsuzluğa ulaşması çeşitli aşamalardan geçer. Bu aşamalar, kişinin bütün hallerini—iyi ve kötü diye ayırt etmeksizin—kendisiyle bütünleşmesi, tüm insanlıkla bütünleşmesi, varlıkla bütünleşmesi diyerek adlandırılabilir. Biz bu varlıkla bütünleşmenin adına tevhid diyoruz.

Aslında insanın kendini bilmesi, tanıması, tüm bilgeliğin de başlangıcı demektir. Bilgelik ne demektir? Aslında bilgelik, evrenle bir ve bütün olanın farkına erişmektir.

İnsanın kendisini, özünü tanımasına en büyük engel, kimi zaman toplumsal statü, sahip olduğu sandığı ilim veya herhangi bir beceri, kimi zaman da koşullanmış bir bakış açısıdır; bu, hakikatine perde olabilir. Bu zaafın, gafletin Kur’an dilindeki karşılığı, elest bezminde verdiği sözü unutmasıdır. Bütün bu sıkıntıların altında nisyan, yani unutkanlık yatmaktadır.

İşte hakikatine yabancılaşmış kişinin özü ile arasına binlerce perde girmiştir. Bu perdenin en kalını ise insanın kendisini beden veya varlık zannetmesidir. Aslında insan özünde kendi varlığından haberdar olan tek varlıktır; ancak dışında zannettiği varlıklarla ikiliğe düşerek bu ayrılık algısına girmiştir.

Yazımın başında belirttiğim gibi, insan kendisini tanıma ve hakikatini bilme amacıyla geldiği bu alemin bir dualite algısından ibaret olmadığını anlayarak, çokluk algısından çıkıp ikilik algısına geçtiğinde, aldığı ve topladığı bilgileri hal edinerek yürüyebilir. Böylece kendisinin bir nesne olmadığını idrak edebilir. Tek ve biricik olduğunu anlar; eşsiz ve benzersizliğinin farkına eriştiğinde varlıkla bütünleşebilir ve özgürleşebilir.

Varlıkla bütünleşebilen insan, yüzlere takılmayıp, yüzlerin varoluşun—yani farksız olanın farklı hallerinin—tezahür edişi olduğunu, farklı formlarda görüntülere büründüğünü görür. Bu görme halini yaşayabilen insan, aynel-yakine erişerek zihnini, nefsini, zanlarını fark eder. Öğrenilmiş inançlarının ve düşüncelerin, hissedişle birlikte varlık sahasında görüntüler oluşturduğunu anlayarak maddenin geçiciliğini idrak eder. Buna tasavvufta “fenadan çıkış, bekaya yani sonsuz olana geçiş” denir.

Maddenin geçiciliğini idrak eden insanın içsel sorunları kalmaz. İç ile dışını BİRleştirmiş, hakkı kendinde bulduğu için hakkal yakinliğe erişmiştir. Burası aynı zamanda kuantum alanına geçiştir. Zihnini, nefsini gören insan, aslında nefsinin yani zihninin, insanın şahsiyetini ve kişiliğini oluşturan tüm fakültelerin özü olduğunu bilir.

Nefsi hakir görmek, zihnini aşağılamak veya dile getirmek, insanın bilincini aşağı çeker. Oysa öz itibariyle nefs bir lütuftur. Nefs, insanı yaşamaya, üretmeye, imar etmeye, ilim sahibi olmaya ve hayata katkı sunmaya sevk eden fıtri bir içgüdüdür. Nefs, zihin, idrak eden ve farkına varan bilinç için kişinin ruhi aleme yükselmesini sağlayan bir armağandır.

Bunu yaşayan insan için bu âlem bambaşka bir anlama bürünür. Yaşamda O'nun özelliklerini tam olarak yansıtabilen tek varlığın insan olduğunu, yani

İnsan-ı Kamil olduğunu idrak eden kişi için bu âlem, ruhani bir şölene dönüşür. Bu hal, sanal benliğinde ölüp, öz benliğinde dirilen kişi tarafından fark edilir; bu bir haldir, yaşanır ve idrak edilir.

İşte insanın içindeki yüce kudret ile vasıtasız diyaloğunu gerçekleştirebileceği duyulara gözünü açabilmesi, ikinci doğum ya da manevi doğum dediğimiz olay ile gerçekleşir. Yaşadığı bu hal ile kişi, yüzlere ve maddeye takılmadan olayları hep özünden bilerek yol alır.

Manevi doğumunu gerçekleştiren insan, sürekli zikir hâline geçer. Sürekli zikir, yani hakikatini ve aslını hatırlayan insan, evrenle bütünleşerek kainatı bir ibadethane gibi görür ve hayata katkı sunmaya başlar. Nefsinin ve zihninin köleliğinden özgürleşen insan, gerçek anlamda yaratılış amacını gerçekleştirir ve bu hâli anlayabilir.

Bu alem, bütün kainatı bir mabet (ibadet edilen yer) hâlinde görebilen ruhların zikridir. Bu bilince erişen insanın bakışı evrenle bütünleşmiştir; evrensel işleyişi tam olarak anlamıştır. Evrensel insan olmuştur.

Dilek Özler

mail: dlkzlr@hotmail.com

Loading...

Author

Dilek Özler

View Profile →