İçeriğe geç
← Blog'a dön
zihin-ve-farkindalik 5 dk okuma ✍ Dilek Cantimur

Platon'un Mağarasından Çıkış: Zihnin Yanılsamalı Algısını Aşmak/Dilek Cantimur

Platon'un Mağarasından Çıkış: Zihnin Yanılsamalı Algısını Aşmak/Dilek Cantimur

-Platon'un Mağarasından Çıkış: Zihnin Yanılsamalı Algısını Aşmak

Zihinden Çıkış…
Platon'un mağarasından çıkıştır.
Kendi zihninin içini izliyorsun. Gerçekte olan ise bambaşka.

Cennet, uzaklarda ya da ölümden sonra gidilecek bir yer değil.
Cennet gerçektir; ego ise sahte bir ayrılık yanılsaması.
Bu yüzden iplerini egonun yönettiği bir zihnin gözlerinden bakarak cenneti göremezsin.

Çünkü Cennet gerçektir, Ego ise sahte bir ayrılık yanılgısı.

Bu yazı bir fikir yazısı değil.
Bu bir özgürlük çağrısıdır.
Ama öyle sıradan bir özgürlük değil…
Bu, insanın kendi içindeki cenneti yeniden görebilme çağrısıdır.

Cennetin uzaklarda ya da fiziksel ölümünden sonra değil de, eğer ölmeye mahkum olanı öldürebilirsen şimdi ve burada, şu an tam burada olduğunu görürsün. Ve Cennetin senin Cennetinin, yani en başta zaten sana verilmiş olan olduğunu görürsün. Cenneti yaşayıp yaşayamamanla arasındaki tek fark, onu görüp görememenle ilgilidir.

Görmek algısal olduğu sürece zindan da, ya da Platonun alegorisinde anlattığı gibi bir mağarada yalnızca YANSIMALARDAN OLUŞAN zihnini fark etmen, onu anlaman ve onu gerçek sahibinin hizmetine vermen gerekir.

Zihnini fark etmen, kafanın içinde konuşan ses ile Öz varlığını ayırt etmenle başlar. Zihnini anlaman, onun özelliklerini, davranışlarını ve motivasyonunu anlamandır. Ve onu gerçek sahibinin hizmetine vermek derken de bahsetmek istediğim, Öz Varlığının sessiz doğasını fırsat bilip yüksek sesle konuştuğu için kendini senin tüm varlığınmış gibi zannettiren Egonun hizmetinden onu Öz Varlığının hizmetine geri vermenden bahsediyorum.

Egonun ipinde yönetilen zihin seni en fazla sahte ve geçici zevklerle oyalanmaya götürür.
Sonrası da zaten bildiğin hikaye: Egonun ipleriyle nereye gidersen git yetmez, sadece hep daha fazlasını ister! Her şey eksik kalır. Onu doyuramazsın ya da sakinleştirip güven alanına davet edemezsin. Doğası gereği o buraya gelemez.

Gelmek ister bu arada ama kendiyle beraber gelmek ister ve bu kez de al başına nur topu gibi Manevi Kimliğe bürünmüş bir Egonuz oldu :)… Ego’nun varlığı sahte olduğu için var olmayan bir şey terbiye de edilemez, ıslah da edilemez… O dümdüz yoktur. O bir -mış gibidir.

Uğraştığınız ve iyileştirmeye çalıştığınız şey bir -mış gibilik çukurudur ve onun üzerinde çalışma yapmak ancak o çukuru daha da derinleştirmeye yarar. Var olmayan bu Ego kendini varmış gibi gösterdiği için, istek ve arzuları dahi gerçek değildir ve hep hayal kırıklığı ile sonuçlanırlar.

Ego, sahte hedeflerini gerçekleştirmek için de zihni “senin yöneticin benim” diyerek ikna eder ve onun hizmetini ele geçirerek onu kendine köle eder. Ve sen Egonun korkularının ve hırslarının kölesi olursun.

Zihin konusuna gelirsek; zihin hiçbir zaman kendi başına karar veren bir yönetici olmamıştır. Esasen o baştan sona bir hizmetkardır. Aynı zihin sadece illüzyonlarla; işte mesela “ben sevilmiyorum, yeterince iyi değilim, dışarısı saldırgan bir dünya” vb. inançlarla düşünmeye alışmış düşünce şeklinden özgürleşip de algısını temizlediğinde, kendi dahi gördüğü bu cennete şaşırır.

Bu gördüğü cennet uzak ya da gerçek dışı değil, “hep” orada olandır. Onu en çok şaşırtan da budur.

Zihin aslen sadece bir hizmetkardır; sadece korkularla yönetilen bir yönetici ile Öz Bilinç arasında gider gelir... Esasen insanın yürüdüğü Sırat Köprüsü denilen incecik yol da budur. Bu hayatın kendisi sırat köprüsüdür.

Yolun bir yanı Ego, diğer yanı Hakikatindir.
Yolun bir yanı cehennem, diğer yanı cennettir.

Sen bugün kendini her değersiz hissettiğinde cehennemine bir odun taşıyorsun, sen bugün her endişelendiğinde bir odun daha... Sen bugün kendini eksik, sevgisiz, yetersiz ve yalnız sandığında bir odun daha…

Gerçek olmayan düşüncelerin doğurduğu illüzyonlarla kendi içindeki ateşi beslemek yetmedi mi? Daha ne kadar yanmayı planlıyorsun?

Oysa Cennetin de tam şu an, burada…

Dilek Cantimur

 

Yükleniyor...

Yazar

Dilek Cantimur

Profili Gör →