Sen Neymişsin Be İnsan/Murat Uyav
Sen Neymişsin Be İnsan
İnsana dair birçok hikâye anlatılır; bazıları o kadar şaşırtıcıdır ki gerçek mi kurgu mu ayırt edemezsin. Ama bazıları vardır ki, gerçeklik kokar. Mesela, bir travma geçiren birinin daha önce hiç bilmediği bir dili konuşmaya başlaması gibi…
Dünyanın farklı yerlerinde buna benzer olayların anlatıldığı olur. İnsanlar ansızın Macarca, Sırpça ya da Rusça konuşmaya başlar. Hatta bunun Türkiye’de anlatılan örneklerinden biri de bizim çevremizden bir arkadaşın eşiyle yaşanmıştı. Bir televizyon programında da izlemiştim: Türk bir kadın, geçirdiği bir travmadan sonra Rusça konuşmaya başlıyor. Yalnızca dili değil, davranışları da değişiyor. Mini etek giymek istiyor, farklı bir kültürün alışkanlıklarına yöneliyor. Sanki yalnızca bir dili değil, o dille birlikte başka bir kimliği de kuşanıyor.
Peki insan, bilmediği bir dili nasıl konuşur? Bu bilgi nereden gelir?
İşte bu noktada Kur’an’da geçen bir ifade akla geliyor: “Biz Âdem’e bütün isimleri öğrettik.” Bu ifade, insanın içinde büyük bir bilgi potansiyeli taşıdığına işaret eder. Belki de bilgi dışarıdan yüklenen bir şey değil, çoğu zaman içimizde saklı duran bir cevherdir. Kimi zaman hipnozla, kimi zaman travmayla, kimi zaman ilhamla açığa çıkar. Ama özü değişmez: İnsan düşündüğünden çok daha fazlasını içinde barındırır.
Hipnoz örneğini düşünün. Hipnozun dili yoktur. Bir İngiliz’i Türkçe hipnoz edebilirsiniz ya da bir Türk’ü İngilizce. Çünkü hipnoz yalnızca kelimelerle değil, zihnin derin katmanlarıyla temas kurar. Bu temas, bazen insanın farkında olmadığı bilgileri ve duyguları ortaya çıkarır.
Hayatta bazen biri konuşur, derin bilgiler anlatır ve siz hayranlıkla dinlersiniz. İçinizden “Ben böyle konuşamam” dersiniz. Oysa belki de duyduğunuz şey, sizde zaten var olan bir bilginin yankısıdır. Karşınızdaki kişide cisimleşmiş, söze dökülmüş hâlidir. Eğer sizde o bilgiye dair bir karşılık olmasaydı, o söz size dokunmazdı bile.
Bu yüzden belki de insanın kendine şu cümleyi hatırlatması gerekir: “Ben bilmiyorum, sen biliyorsun.” Çünkü bilgi çoğu zaman bir yerden gelmez; içimizde açığa çıkar.
Bunu yüzyıllar önce dile getiren büyük şairlerden biri de Şeyh Galip’tir. Onun meşhur dizeleri insanın değerini hatırlatır:
“Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen,
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.”
Yani: Kendine güzelce bak. Çünkü sen âlemin özü, varlığın gözbebeğisin.
İnsan çoğu zaman kendini küçük görür. Kendi değerini unutur. Oysa insan, sandığından çok daha derin bir varlıktır. İçinde sevginin sırrı vardır. Yiğitliğin kaynağı vardır. Marifet, hüner, hayal, umut… Hepsi onun içinde saklıdır.
Belki de en büyük yanılgımız, kendimizi olduğumuzdan daha küçük sanmamızdır.
O yüzden bazen durup kendimize şu soruyu sormakta fayda var:
Gerçekten kimiz biz?
Belki de cevap sandığımızdan daha yakındadır.
Hoşça bak zatına… Çünkü sen gerçekten büyük bir sır taşıyorsun.
Sen neymişsin be insan.
Murat Uyav
Yükleniyor...